I I
. B Ö L Ü M
P A R F Ü M
PARFÜM
PARFÜM YAPIMINDA KULLANILAN HAMMADDELER
A )
DOĞAL YAĞLAR
1 –
Bitkisel kökenli Doğal Yağlar
Damıtma
Uçucu
Eritkenlerden Çekme İşlemi
2 – Hayvansal Kökenli Doğal Yağlar
B )
SENTETİK YAĞLAR
C )
SU
D ) ALKOL
E )
FİKSATİVE
PARFÜMÜN YARATILMASI
İlk bölümde genel olarak kokuların, daha doğrusu güzel kokuların
sihirli güçlerinden ve bu güçlerin nelere kadir olduğundan bahsettik. Bu
bölümde ise olabilecek en kısa ve özet şekli ile parfümden bahsedeceğiz.
PARFÜM
Parfüm, doğal veya sentetik kokulu yağlar (hammadde), su ve
alkolün belirli oranlarla karıştırılması ile elde edilen güzel kokulu sıvıdır.
Bu karışımın oranları üzerinde değişiklikler yapılması suretiyle genel olarak parfüm olarak adlandırdığımız
sıvı, çeşitli hallere büründürülür. Bu oranlara göre de çeşitli isimler alır.
Örneğin; Parfüm, Eau De Parfum, Eau De Toillet v.b. gibi. Kısacası piyasada
birbirine benzer gördüğünüz tüm bu ürünler, parfüm dediğimiz bu güzel kokulu sıvının yağ oranları
birbirinden farklı hallerini ifade eder.
PARFÜM YAPIMINDA KULLANILAN HAMMADDELER
Yaklaşık 200 çeşit bitkisel ve hayvansal kökenli yağ vardır.
Doğal yağlar bitkisel yada hayvansal kökenli olmalarına göre iki kısma ayrılır;
1-Bitkisel Kökenli Doğal Yağlar :
Tamamen doğadaki bitki ve köklerden elde edilen, koyu kıvamı
nedeniyle de “yağ” olarak adlandırılan ve çıkarıldığı bitkiye kokusunu veren
maddelerdir. Bitkiler kendilerine has kokularını veren bu doğal yağları
oluşturmak için salgı bezlerinden salgıladıkları 100e yakın farklı kimyasal
maddeyi karıştırırlar. Bu yağ üretimi bitkinin yaşına, türüne, mevsime, ısı ve
ışık durumuna göre fazla veya az olur.
Yağlar bitkinin yeşil kısımlarında oluşur. Ancak bitki olgunlaştıkça
diğer kısımlarına da taşınırlar. Netice itibariyle oluşan bu yağa, o bitkinin
ismi verilir. Örneğin; lavanta yağı, yasemin yağı, gül yağı gibi... Parfüm yapımında kullanılan doğal yağlar
kimi bitkide yaprak kısmından, kiminde kök kısmından çıkarılan yağlardır. Gül,
yasemin, teber, nergis gibi bitkilerin parfüm yapımında kullanılan yağları,
çiçeklerinden çıkarılırken; lavanta, nane, ıtır çiçeği gibi bitkilerin yaprak
ve saplarından, armut, tarçın gibi bitkilerin kabuklarından, süsen, zencefil ve
vetiver gibi bitkilerin ise köklerinden çıkarılır.
Bitkisel kökenli yağları elde etmenin iki yöntemi vardır;
Damıtma; Buharla
damıtma, çok eski bir işlem olmakla birlikte, aslında 9.yy da Araplar
tarafından bulunmuştur. Bu işlem bir imbiklemedir. Hammaddelerin damıtılması
için fiziksel bir dizi işlemden geçmesi gerekir. Düzenlenmeli, karıştırılmalı
ve fermantasyon ile demlenmelidir. Özü çıkarılacak bitki önce yıkanır, ardından
da su içerisinde demlendirilir ve bu su içinde iken damıtılır. Burada asıl amaç
buhar ile bitkilerin uçucu
bileşenlerini geri almaktır. Kaynama noktaları farklı olan su ve bitkiden oluşan karışım
kaynatılır. Karışım kaynatıldığında önce kaynama noktası düşük olan buharlaşır.
Bu buhar yoğunlaştırılıp tekrar sıvı elde edilir. Su ve esansın farklı yoğunlukta olmalarının doğal sonucu olarak,
otomatikman birbirlerinden ayrılır. Damıtma işlemi de böylece gerçekleşmiş
olur.
Uçucu Eritkenlerden Çekme İşlemi; Önce ham maddeler bir
aspiratör içinde hexane ve ethanol gibi uçucu eritkenler ile kimyasal işleme
tabi tutulur. Sonra defalarca yıkanır, güzel koku dolu eritken damıtılarak
konsantre hale getirilir. Uzun tahta bir yayıkta alkol içinde karıştırıldıktan
sonra bir konsantre elde edilir. Çözülemeyen bitki özlerini ayırabilmek için filtre edilip soğutulur. Son konsantre
işleminden sonra saf bir esans elde edilir. Genelde bu şekilde buharın hidrolik
hareketine engel olunduğundan damıtma ile elde edilen üründen daha kaliteli bir
ürün elde edilir.
Sonuçta bir kilo gül yağı elde etmek
için tam 2.000.000 adet (600 kilo) güle, bir kilo lavanta esansı elde etmek için ise tam 180 kilo lavantaya ihtiyaç var.



BEAVER CİVET
KEDİSİ MİSK KARACASI


2- Hayvansal Kökenli Doğal Yağlar : Çeşitli hayvanlardan elde edilen güzel kokulu doğal yağlardır. Örneğin gri amber, misk, castoreum, civet gibi... Bu tür yağlar da parfüm endüstrisinde sıkça kullanılırlar.
Hayvansal yağların elde edilmesi oldukça zahmetli bir çaba
gerektirir. Gri amber, balinaların patolojik olarak bağırsaklarında gizli
bulunan spermlerinden elde edilen bir parfüm hammaddesidir. Bunun için parfüm
endüstrisi uzun süre balinaların izini sürer. Ancak yine de okyanus yüzeyinde
yada sadece uzun kıyılarda hareketli olarak bulunabilen balinadan bu maddenin
elde edilmesi çok uzun uğraşlar gerektirir. Balinanın püskürttüğü su toplanarak
çeşitli işlemlerden geçirilir ve bu madde elde edilir ve genelde koku
sabitleştiricisi olarak parfüm yapımında kullanılır. Amber, ispermeçet
balinasının bağırsaklarında yuttuğu katı maddelerin etrafında oluşan maddedir.
Bu maddenin elde edilmesi için de söz konusu hayvan avlanarak, bağırsakları
çıkarılır. Castoreum, beaver hayvanının arka butları arasında bulunan salgı
bezlerinden çıkarılan maddenin, alkol
ile demlenmesi ile elde edilir. Civet de yine özel bir tür olan civet kedisinin
anüs bezinden elde edilir. Misk, misk
karacasının arka butları arasında bulunan yağ tabakasının damıtılması ile elde
edilir. Misk denilince akla karaca gelse de kedi, öküz gibi diğer bazı
hayvanlardan ve bazı amber tohumları gibi bitkisel kökenli doğal kaynaklardan
da bu koku çıkarılmaktadır.
GRİ AMBER CASTOREUM
B ) SENTETİK YAĞLAR
Kısa tanımı, tamamen laboratuar ortamında oluşturulan kokulu
yağlardır. Bu sentetik yağların üretiminde koku öykünme denilen bir teknik
kullanılmaktadır. Doğal yağların hammaddesi olan bitkilerin kokularını
ulaştırabildikleri alan, çeşitli tahlillerden geçirilir ve içeriğindeki
kimyasallar belirlenir. Aynı kimyasallar bu sentetik maddelerin yapımında
bitkinin içinde değil de laboratuar ortamında gerçekleştirilir. Sonuçta
öykünülen bitkinin kokusu aynen yaratılmış olur. Koku öykünme haricinde tamamen
laboratuar ortamında icat edilen sentetik yağlar da vardır. Bu yağlar da parfüm
yapımında kimi zaman başlıca koku olarak kimi zaman da doğal veya sentetik
kokulu yağlara yardımcı olarak kullanılır.
Bu organik sentetiklerin kullanımına 19. yüzyılın sonlarında
başlanması ile parfüm kompozisyonlarında adeta devrim yaratıldı. Bir zamanlar
bu yağların sağlığa zararlı olduğuna dair çeşitli söylemler bulunmasına rağmen;
artık bilimsel olarak ta bu maddelerin sağlığa hiçbir zararı olmadığı
kanıtlanmıştır. Günümüzde ise doğal yağlara oranla daha çok tercih
edilmekteler. Çünkü;
Koku
sektöründe sınırsız sayıda alternatifler yaratmayı mümkün kılmaktadır. Dünya
üzerinde yaklaşık 200 adet bitkisel ve hayvansal kökenli doğal hammadde varken;
2000 – 3000 civarında sentetik hammadde
vardır.
Zamanında
bulunup kullanılmış ve sentetik taklitleri yapılmış ancak şuanda doğada
bulunması mümkün olmayan doğal hammadde kaynaklarının kokularını hala
yaşatmaktadırlar.
Leylak,
zambak gibi direkt olarak kokularının çıkarılmasına direnç gösteren narin
bitkilerin bile kokularını kopyalamayı mümkün kılar.
Maliyetleri
doğal hammaddelere oranla oldukça düşüktür.

Ekolojik
dengeyi bozacak denli arsız olan parfüm endüstrisinin gazabından tüm doğal
çevreyi korumaktadır. Artık sentetik maddeler balinaların bağırsaklarındaki
kokunun çıkarılması için avlanmalarına engel olduğu gibi, güzel koku üretimi
için soyları tüketilen onca bitki çeşidinden sonra, elde kalan çeşitlerin soyunun
devamını garanti etmektedir.
Bu sentetik
maddelerin yapımı doğal hammaddelerle kıyaslanınca oldukça kolaydır. Bu
günümüzde neredeyse tamamen sentetik hammaddelerden üretilen parfümlerin satış
fiyatlarını da düşürmekte ve parfüm artık her türlü gelir seviyesine hitap
edebilmekte.
Kısıtlı
kaynağı olan doğal hammaddelere oranla, sentetik hammaddelerin tüm dünyadaki ihtiyacı karşılayabilecek
denli zengin bir kaynağı var.
Doğal
hammaddelerde yakalanması zor bir kalite istikrarını garanti ederler.
Doğal
olmalarına rağmen kimi bünyelerde alerji yapabilen doğal hammaddelere göre
sentetik ürünler tamamen anti-alerjiktirler.
Kısacası tüm yönleri nedeni ile sentetik yağlar
günümüzde üretilen tüm parfümlerin vazgeçilemez hammaddeleridir. Günümüzde
orijinal parfümlerde de büyük oranda sentetik hammadde kullanımı artmıştır.
Teknolojideki gelişmelere bakılırsa, gelecekte de zengin içerikli, baş
döndürücü parfüm kompozisyonlarında da yerlerini koruyacaklardır.
Suyun parfüm yapımında kullanılmasının iki ana
nedeni vardır; yine parfüm hammaddelerinden olan alkolün derecesini düşürmek ve
de doğal yağların sahip oldukları kokuların etrafı sarmasına yardımcı olmak.
Parfüm yapımında kullanılan alkol 80 derece olmalıdır. İşte alkolü bu istenilen
dereceye düşürmek için alkole su katıştırılır.
Karışımda yerini alan su distilize edilmiş saf su olmalıdır.
Distilize edilmiş su şu şekilde elde edilir; doğal yapısında çeşitli
kimyasallar ve iyonlar bulunan su, kaynatılır. Oluşan buhar yoğunlaştırılarak
diğer bir yere alınır. (Su distile edici cihaz için imal yerimizden
görünümlerde Resim 3
e
bakınız.) İnorganik kimyasallar buharlaşmadığından; yoğunlaştırılmış buhardan tekrar elde edilen su, tuz içermez. Tuz
içermediği için de parfüm içeriğinde kullanılan yağların özünde bir değişikliğe
sebep olmaz. Su tamamen kokusuz bir madde olduğu için doğal yağların kokusunu
herhangi bir değişikliğe uğratmaz. Karışımında suyun oranı düşük olmakla
birlikte en önemli faydası su moleküllerinin buharlaşması esnasında parfümün nüfuz ettiği yüzeydeki koku taneciklerini de
buharıyla birlikte kaldırarak havaya karışmasını ve böylece kokunun etrafa
yayılmasın sağlar.
Pancar,
patates nişastası, incir gibi bazı bitkilerin
şekere dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan glikoz çözeltilerinin
mayalaşmış özlerinin damıtılmasıyla elde edilen, uçucu bir sıvıdır. Bu sıvının
aynı zamanda yoğun kıvama sahip doğal yağları inceltme ve kokularının
kalıcılığını arttırma gibi bir özelliği de vardır ki bu nedenle de parfüm
yapımında kullanılır. Bu şekilde tenimize veya kıyafetimize sürdüğümüzde kokulu
yağların tenimizde yağlanma yapması ve boyaması da engellenmiş olur. Ancak
parfüm yapımında kullanılan alkolün niteliksel olarak iyi bir kaliteye sahip ve
olabildiğince kokusuz olması gerekir.
E )
FİKSATİVE (FİKSATÖR)
Güzel
kokulu yağların koku moleküllerini emerek bir arada tutulmasını, bu koku
bileşenlerinin buharlaşma oranlarının düzenlenmesini ve bunun sonucu olarak
daha uzun sürede buharlaşmalarını sağlar. Fiksative kullanılarak yapılan parfüm;
koku molekülleri daha uzun zamanda buharlaşacağı için daha uzun süren bir
kalıcılığa sahip olur.
Fiksative
olarak kullanılan çeşitli hammaddeler vardır; gri ambar, civet, misk v.b.
gibi...
Yukarıda
saydığımız tüm bu hammaddeler çeşitli oranlarda bir araya getirilerek çiçek,
yaprak yada kök notaları ile beslenen evrensel dilimiz olan büyüleyici
parfümler meydana getirilir. Şunu da unutmamak gerekir ki; kaliteli bir parfüm
yaklaşık olarak 600 kadar maddenin bir araya getirilmesi ile oluşur. Peki parfümler
nasıl yaratılır?
Farklı maddelerin birbirinden farklı kokularının bir araya getirilip o esiri olduğumuz parfüm kokularına dönüşmesi tam bir uzmanlık, yetenek ve zevk işidir. İşte tüm bu özelliklerin hepsine birden sahip olma şansına sahip kişilere parfüm sektöründe kısaca “burun” deniyor. Ancak yaptıkları iş düşünülünce biz onlara sanatçı demenin daha doğru olacağı kanısındayız.
Tüm dünyada
sayıları 50 yi geçmeyen “burun” diye tabir olunan bu kişiler parfüm sektörünün
ana beyni. İşte bu nedenle de çok önemliler. Bu önemi bilen ve bu konuda dünya
çapında ihtiyaçları daha rahat karşılayabilmeyi
amaçlayan Grasse Parfümcülük Enstitüsü de Grasse ‘ta “burun”
olma eğitimi veren bir okul açtı. Eğitime bu sene başlayan okul, toplamda 9
aylık bir eğitim veriyor. 9 ayın sonunda da en az 500 farklı kokunun
öğrencilerin hafızasına kaydedilmesi
amaçlanıyor. Tabi bunun için doğuştan bir yeteneğe de sahip olmak gerekiyor.
Aslında bu hedeflenen bu 500 kokuyu hafızada tutabilmek; sadece ilk adım. İyi bir “burun” olabilmek için en az 6
yıllık bir çalışma, çıraklık dönemi ve bu 6 yılın sonunda da en az 4000 kokuyu
tanıyabiliyor olmak gerekiyor. 6
öğretmen, 6 “burun” un eğitim verdiği okulda
aynı zamanda doğal ve sentetik hammaddelerin kullanılması, hammadelerden
nasıl bir sentez oluşturulacağı, parfüm yaratma teknikleri ile ilgili de eğitim
veriliyor. Tabi ki bu okula girebilmek için de doğuştan bir yeteneğe sahip
olmak şart. Şu an dalında ilk olan bu uluslararası okulda sadece 7 öğrenci
bulunuyor.
Her
parfümün yaratımı önce “Burun” ların beyninde başlıyor. Dünyada sayıları 50 yi
bile geçmeyen bu sanatçılar, 100.000 farklı kokuyu algılayabilen, en az 4.000
kokuyu hafızasında tutabilen, kafalarında farklı koku bileşimleri
tasarlayabilen kişilerdir.
Yeni bir
parfümün yaratılmasına önce somut bir amaç belirlenerek başlanıyor. Mesela
çalışan kadın bir somut amaç olarak belirlenmiş ise; bu kadının uzun çalışma
saatleri ve kendine ayırabilecek fazla vakti olmaması gibi etkenler göz önünde
bulunduruluyor. Bu kadının günün başında süreceği parfümün onu gün sonuna kadar
idare etmesi, vereceği ferahlık hissi ile bu kadının gün boyu kendisini zinde
hissetmesini sağlaması, kendisini ve etrafındakileri rahatsız etmeyecek denli
hafif ama gün boyunca hissedilebilecek denli de ağır bir koku olması v.b.
gibileri amaçlanıyor. Ve işte bu somut amaçlara götürecek en optimal kokular
düşünülüp, belli oranlarda karıştırılmalarının tasarımı da bu sanatçılarca
gerçekleştiriliyor. Sanatçı önce beyninde parfümün kurgusunu tasarlayıp; sonra
aylar ve hatta belki yıllarca laboratuarında çalışmalar yaparak beynindeki
tasarımı bir gerçekliğe dönüştürüyor.
En basit halde şöyle örnekleyebiliriz; diyelim “parfüm
sanatçısı” yasemin, misk, gül karışımı bir parfüm yaratmayı tasarlamış olsun.
Sadece bu maddelerin karıştırılması ile parfüm yaratılmış olmuyor. Öyle olsa
idi şu hacı esansı satan dükkanları bilirsiniz. Bizler de gidip oradan yasemin,
misk ve gül yağı alıp karıştırabilirdik ve sonuçta bir parfüm yaratmış olurduk.
Ama her işin olduğu gibi bu işin de kendine has incelikleri var. Ve her
şeyden önce parfüm yaratmak tam bir yetenek ve ustalık işi. Bu “parfüm
sanatçıları”nın tüm dünyada 50 kişiden fazla olmadığını söylemiştik. Eğer basit
bir iş olsaydı, bu sayı çok daha kabarık olurdu herhalde. Neyse örneğimize devam edelim. Yasemin,
misk, gül karışımı bir parfüm yaratmayı tasarlayan sanatçı, laboratuar ortamına
giriyor. Günlerce bu maddeleri çeşitli oranlarda karıştırıp; farklı
karışımlarda elde ettiği neticeleri test ediyor ve sonuçları not ediyor.
Aklınıza gelebilecek tüm ihtimalleri deneyip; test ediyor. Neticede kafasındaki
tasarıma en yakın sonucu elde edebildiği karışım, tasarısının somutlaşmış hali
olmuş oluyor.
Ardından
hangi hammaddeleri kullanacağına karar veriyor. Bugün bir tek gül bitkisinin
bile parfüm sektörü anlamında yüzlerce
çeşidi vardır. Her coğrafyada, her iklimde gül bitkisi kendi
içinde farklı kokular üretmektedir. Çünkü daha önceki bölümde bahsettiğimiz
üzere sadece gül bitkisinin değil; tüm bitkilerin ürettikleri kokunun miktarı
ve niteliği o bitkinin yaşına, türüne, mevsime, ısı ve ışık durumuna göre
değişmektedir. Sadece Türkiye’de 13 ayrı bölgede gül yağı üretimi yapılmakta ve
her bölgeye ait gül yağının kokusu birbirinden farklılıklar göstermektedir. Türkiye’de üretilen bu gül yağlarından en
ünlü ve parfüm sektöründe en rağbet göreni de Isparta bölgesinin gül yağıdır.
Bizler onu Isparta gülü olarak bilsek de;
onun bilimsel adı Rose Damescana dır. Bu farklılıklar uzman olmayan
normal bir kişi tarafından anlaşılamaz bile. Ama parfüm yaratımında çok
önemlidir. Örneğimize geri dönecek olursak; parfüm sanatçısı formülasyonundaki
yaseminin dünya üzerinde hangi coğrafyada yetişen yasemin olacağına, miskinin
hangi yörede yaşamış hangi hayvandan elde edilmiş misk olacağına, gülünün hangi
çeşit gül olacağına, hangi sentetik katkı maddesini kullanacağına, bu sentetik
hammaddeleri ne oranda kullanacağına karar verir. Parfümünün hangi
hammaddelerin hangi çeşitlerinden yapılacağına karar verdikten sonra parfümün
yaratılma aşaması tamamlanmış olur.
Burada
daha iyi anlaşılması için sadece 3 hammaddeden oluşan bir parfüm yaratıldığını
varsaydık. Ama buraya kadar ki öğrendiklerimizden biliyoruz ki; parfüm çok
fazla sayıda maddeden oluşuyor. Siz bu örneğimizi kullanılan madde sayısının
300 olduğu haldeki durumuna uyarlayın. Gördüğünüz gibi çok ama çok uzun,
zahmetli bir süreç bu.
Parfüm
sanatçısı bir parfüm için aylarını vermekte hatta zaman zaman kullanacağı
hammaddelere daha sağlıklı karar verebilmek için bizzat hammaddelerin yetiştiği
ülkelere gidip; yerinde de araştırma yapmaktadır.
Parfüm sanatçıları bu parfümü kendi hesaplarına yaratmazlar.
Genellikle büyük, ünlü, dünya çapında kendini kanıtlamış ve bir Pazar payı
oluşturmuş firmalar için çalışırlar. Ya böyle ünlü bir firma başvurur sanatçıya
ve “bana şu şu özellikte bir parfüm yarat” der; yada sanatçı yarattığı parfümü
çeşitli büyük firmalara sunar. Beğenen bu formülasyonu sanatçıdan bedeli
mukabilinde satın alır. Bunun çok anlaşılır sebepleri vardır. Bir parfümü dünya
tüketicilerinin alımına sunabilmek için ciddi sermayelere ihtiyaç vardır. Bu
ciddi sermayeleri yine dünyaya hitap eden ve dünyada satış yaptığı için de
büyük gelirlere sahip olan firmalar karşılayabilir ancak. Bunun da ötesinde sermaye karşılanabilir
olsa bile, bu ürünün dünya çapında satılabilmesi için tüketicileri bu ürüne
yönlendirmek gerekecektir. Bir ürünü üretip, raflara sürmek
ticarette işin sadece yarısıdır. Asıl önemli olan ikinci yarısı ise o raflarda
duran ürünün tüketicilerin alışveriş sepetlerine girmesini
sağlayabilmektir. Bazı ürünlerde
yıllarca mücadele verip de piyasada adınıza bir güven, bir marka
oluşturamamışsanız; üretime harcadığınız sermaye kadar da reklama verseniz;
istediğiniz sonucu elde edemezsiniz. Parfüm de böyle bir üründür işte. Bugün
parfüm giyim sektörü ile kaynaşmış, kozmetik sektörünün ana parçası olmuş ve
moda ile bir bütün haline gelmiştir. “Parfüm sanatçısı” ndan devam edecek
olursak; bu kişi kendi yarattığı parfüme ciddi sermayeler yatırıp piyasaya
sürse de o parfümü ile dünya çapında bir ün yakalayamaz ve dolayısıyla büyük
satış rakamlarına da ulaşamaz. Çünkü aynı zamanda etek, pantolon, yüz temizleme
kremi yada fondöten satmamaktadır.
İşte
bu nedenle bugün parfüm sektöründe tüm dünya çapında liderliği elinde tutan
sektörünün modasını belirleyen giyim ve kozmetik devleridir. Sadece parfüm
üreten firmalar da vardır elbette. Ama bugün sadece parfümleri ile dünya devi
haline gelebilmiş olan firmalar, parfüm işine taa parfümün var olduğu günlerden beri emek vermiş
olanlardır.
İşte
böyle bir firma “parfüm sanatçısı” ndan yarattığı parfümün formülünü satın
alır. Ardından da şişe tasarımlarına başlar. Bu da ayrı bir uzmanlık ve sanat
dalıdır diyebiliriz. Her parfümün temsil ettiği felsefeye, hayat tarzına
uygun cazibeli şişeleri vardır. Bu şişeleri de yine konusunda
uzman kişiler tasarlar. Sonra bu şişenin imalatına başlanır. Bu imalat ta bu konuda uzmanlaşmış
firmalarca yapılır. Ardından formülü alan firma, hammaddeleri temin edebileceği
kuruluşlar içinden seçim yapar. Bugün dünya üzerinde sadece parfüm hammaddesi
yapımı ile uğraşan kuruluş sayısı da çoktur.
Yine aralarında çok başarılı olanlar olduğu gibi yeterince iyi olmadığı
için sadece küçük tüketiciye hitap etmekle yetinmek zorunda kalanlar da
vardır. Bunu da şöyle düşünün. Bugün
oturduğunuz mahallenin pastanesinde de kazandibi yiyebilirsiniz, ana caddedeki
Türkiye’ce tanınmış x pastanesinin şubesinden de kazandibi yiyebilirsiniz. Ama
tüm Türkiye’de ün yapacak denli yarattığı tatlarda başarılı ve ana caddedeki
yüksek dükkan kiralarını karşılayabilecek denli yaratıcılığından çok para kazanabilen pastanenin kazandibi
muhakkak ki farklı olacaktır. İşte burada olduğu gibi elindeki formülün
hammaddeleri için üretici arayan firma da üretimini yaptığı hammaddelerin
başarılarıyla ün yapmış üreticilerden birini tercih edecektir ki bu da maliyeti
arttıran bir unsurdur. Yine bir kimya
fabrikası ile de anlaşarak parfümünün dolumunu orada yaptırır. Sonuçta bu kadar
aşama kat edildikten sonra üzerine bir de markasını basan bu firma dünyanın her
yerine ürürünün dağıtımını yapar.
Marketlerimizdeki yerini alan parfüm çoğu kez belki de kokusundan ziyade
üzerindeki marka ile beğendirir kendisini bizlere.
Ardından
da formülünü alıp, üretimi yaptırtan bu firma çeşitli pazarlama firmaları ile
çalışarak üretimini yaptığı parfümünün
Türkiye’de, Afrika’da, Asya’da marketlerdeki rafları doldurmasını
sağlar.
İşte bunca yoğun ve zahmetli çaba; bazen kendimizi masum, bazen
vahşi, bazen çekici, bazen sportif, bazen ise duygusal hissetmemizi sağlayan
ama her zaman üzerimizdeki inkar edilemez gücü ile bizi esir alan parfüm için
sarf ediliyor.
Şimdi
ilerleyen satırlarda maliyetlerle ilgili yapacağımız açıklamanın daha net
anlaşılabilmesi için orijinal parfümün yatak odalarımızdaki konsolun üstündeki
yerini alana dek neler yaptığını kısaca
bir daha gözden geçirelim.
Yıllarını, yeteneğini, aklını kendisine adayan parfüm sanatçısını
doyurdu önce. Ardından içeriğinde kullanılan doğal yağların yapılabilmesi için
Isparta’da gül toplayan Fadime Hanımı, Çin’de, Hindistan yada Arabistan’da o
narin yaseminleri dallarından koparan işçileri, Sumatra Adalarının kıyı
sularında, uzun Amerika kıyılarında, Çin, Japonya yada Brezilya sularında
ispermeçet balinalarını avlayan denizcileri, avlanan balinanın bağırsaklarından
o amber denen her parfümün baş tacını çıkaranları, laboratuarlarda aylarını
vererek sentetik hammaddeleri keşfeden kimyagerleri doyurdu sonra. Daha sonra dünya çapında ürettikleri
bitkisel kökenli doğal yağ hammaddeleri pek çok ünlü parfümde kullanılan bir
Fransa’nın Grasse şehrindeki Laboratoire Monique Rémy yada bir Almanya’daki
Haarmann & Reimer S.A. - Créations Aromatiques firmasına; ürettikleri
hayvansal kökenli doğal yağlarla dünyaya hizmet eden Grasse’daki Biolandes Parfumerie firmasına yada organik sentetik
yağlar üreten yine Grasse’daki Courrin Jean & Fils S.A. ‘ya
kazandırdı. Ardından parfüm yapımında
kullanılan teçhizat ve paketleme sistemlerini üreten yine Grasse’daki örneğin
bir Tournaire firmasına, şişesinin tasarımını yapan ekibe, şişesinin üretimini
gerçekleştiren cam fabrikasına, dolumunu yapan kimya fabrikasına kazandırdı.
Tüm dünyaya pazarlamasını yapan şirkete, herkes için cazip hale gelmesini
sağlayan reklam ajansına, doğum yerinden evlerimize getiren gemilere ve
tırlara, tüm bunlardan sonra bu organizasyonu kurup; üzerine bastığı markası
ile tüm dünyaca kimlik kazanmasına sebep olan sahibi firmaya da kazandırdı.
koştu. Hani şu bir tıraş
losyonu reklamının “siz pilaki misiniz ki limon sıkıyorsunuz kendinize” dediği
gibi, kendini tabiri caiz ise pilaki zannetmek istemeyen gençlerimiz ise asıl
amacı koku vermek değil de sadece ter kokularını önlemek olan deodoranta koştu
güzel kokabilmek için. Ya sonra?
"Işıkları söndürdüğümüz zaman, dünyanın en güzel kadınına
ne olur ?
Onun gözlerini, makyajını, saçlarını
göremezsiniz.
Geriye ne
kalır ?
Onun dişiliği
ve
parfümü..."
- Jean Paul
Guerlain -